Kapıkırı köyü. Milas, Muğla, Türkiye

Selected for Google Maps and Google Earth

Comments (2)

brickl on November 7, 2007

Diese schöne Aufnahme lockt zum Koffer packen, macht neugierig !

TANJU KORAY UCAR on May 9, 2008

Bafa Gölü(Latmos), Büyük Menderes Deltası’nın güneydoğusunda yer alan çok hafif tuzlu bir göldür. Maksimum alan 6708 hektardır. Menderes ovası’na açılan batısı dışında, orman ve makiliklerle kaplı dağlarla çevrilidir. Gölü besleyen en önemli kaynak taşkın dönemimdeki Büyük Menderes nehri sularıdır. Bunun dışında birkaç dere ve kaynak da göle karışır. 1985 yılında gölü nehirden ayıran bir set inşa edilmiştir. Göl su seviyesi genelde 1-2 metrede seyreder, en derin yeri 25 metredir. Muğla’nın Milas ilçesi sınırları içerisinde yer alan Bafa (Latmos) Gölü, şimdiki Söke ovası, antik zamanda 2000 yıl kadar önce deniz olduğu söylenir. Ve bugünkü mevkide büyük bir körfezden olduğundan bahsediliyor. Zamanla Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonlar körfezi doldurmuş ve ova haline getirmiş. Bugünkü Bafa Gölü denizden bir parça olarak arada kalmış. Gölün üzerinde iki ada bulunuyor. İkiz adalardan biri aslında tam ada değil, bir kumulla karaya bağlı. Bafa Gölü’nde kefal,levrek,yılan balığı tutuluyor. Eskiden çok sazan tutulurmuş, fakat gölün suyu tuzlandığı için artık sazan da kalmamış. Gölde gezmek isterseniz dolmuş usulü motorlara binebilirsiniz. Adalar ve Heraklia antik kenti geziliyor. Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler kurulmuş. Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisi. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrili. Kıyıdaki lokantalarda da bütün yemekler zeytinyağı ile yapılıyor.

Bafa gölünü bilmeyen duymayan az kalmıştır.Hele ki son dönemlerde Bafa gölü ile ilgili gazetelerde çıkan boy boy yazılar burayı iyice hafızalara kazımıştır.Göl kurumaya başladı, içindeki canlı soyu tehlikede, atıklar göle karışmaya başladı diye yazılıyordu.

Bende düştüm yollara ve serüvenime Beşparmak Dağlarının gölgesinde kalan Bafa Gölü(Latmos)nden başlamak istedim. Yanımda birkaç arkadaşım da bana eşlik ediyorlardı. O gece göl kenarında kamp yapmayı planlamıştık. Hava kararmaya yakın Kapıkırı (Heraklia) levhasından sapmıştık. Buraya Söke-Milas karayolunu takip ederek Bafa gölünün bittiği noktada Heraklia tabelasından saparak yaklaşık 10 km kadar dar ve asfalt bir yoldan gölün karşı kıyısına ulaşabilirsiniz. Bafa Gölü yerli ve yabancı turistlerin ortak yeridir. Gölün yapılaşmaya karşı sıkı korunması sonucunda, Ege Bölgesi’ndeki diğer birçok yerin aksine, kıyıları otel ve yazlık inşaatlarıyla tahrip edilmemiştir. Sadece güneyde küçük bir tatil köyü ve birkaç kamping bulunmaktadır. Heraklia’ya (Kapıkırı) ulaştığımızda güneş gölün üzerinden son renklerini sunmaya başlamıştı bile. Kendimize göl kenarında ağaçlarla ve çimle örtülü bir alan bulup çadırlarımızı kuruverdik. O akşam gözümüze hoş elen bir restorana dalıp karnımızı doyurmak hem de etrafla ilgili bilgi almak istiyorduk. Bu amacımıza uygun bir yer karşımızda beliriverdi hemen. Tamamen gourme çalışan bir mutfak. Orhan’ın yeri, eski muhtarmış kendisi, sohbeti de hoş, saatler ilerledikçe Ankaralı bir gezginde katılıyor bizlere, herkes dertli bir zamanlar Latmos’un tarihin derinliklerine gömüldüğü gibi Bafa Gölü tarihle yüzleşir hale mi gelmişti?

Saat ikiyi gösterdiğinde sadece iki kişi kalmıştık sohbete devam eden. Hoş bir geceydi ve sonrasında çadırlarımıza yöneldik.

Bafa Gölüne ne oluyordu? Halk ve araştırmacılar neden endişeliydi? Okuduğum haberler üzerine kendimi burada bulmamın sebebi neydi? Sabah bunları araştırmak istiyordum. Bundan yirmi yıl öncesine kadar şahıs malı olan gölde (çok enteresan bir bilgi), tüm balıkçılık etkinlikleri göl sahibinin tekelindeydi. 1978 yılında gölün kamulaştırılmasından sonra bu iş kooperatiflere ihale edilmeye başlanmış ve köylü geçim kaynağı elde eder duruma gelmiştir. Bafa Gölü 1989’da SİT Alanı, 1994’te de Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir.

Zamanla önlemler alınmaya çalışılsa da bilinçsiz su kaynakları kullanımı, yasak olan av hayvanlarını avlamak, doğal tabiat dengesini gün be gün yok etmeye başlamış ve bugünlere kadar gelinmiş, Gölün, Büyük Menderes ile olan bağlantısı Söke Ovası'nı sulamak için seddelerle tamamen kesilmiş. Dolayısıyla tuzluluk oranı artmış. Su seviyesinin düşmesi ile yosunlar yüzeye çıkıp çürümesi yaz aylarında sıklaşmış. Bu koku yaymakta. Turistler bu sebeple gelmez olmuşlar, tur organizasyonları azalmış. Denizden yavrulamak için balık da gelemiyor, seddeler yüzünden. Senede 500 bin tona yakın balık yakalanırmış bu gölde. Ekolojik dengesi bozulan gölde kuş sayısı da azalmış. Müzelik sayıda flamingo, pelikan, Kanada kazı ve meke kaldı. Tuzlanma, gölün çevresindeki yaylaları da olumsuz etkiliyor. Verim yok, ekim yapılamıyor. Ayrıca Göl etrafında yaşayan çiftçiler, tarım alanlarını sulamak için gerekli suyun yanı sıra küçük ve büyükbaş hayvanların su ihtiyacını da gölden karşılamaktaydılar. Fakat son yıllarda göl seviyesinde meydana gelen iki metreye ulaşan azalma suyun tuzluluğunu artırmakta ve kullanım imkanını azaltmaktadır. Zeytin fabrikalarının atıkları (zehirli kara su) arıtmasız göle gidiyor. Bafa kasabasının ve Kapıkırı köyünün çöpleri göle giden bir dere yatağında yakılıyor ve bir kısmı da, zeytin kara suyu ile birlikte aynı dereden simsiyah renkte göle akmakta.

Kapıkırı, antik Herakleia kenti üstünde. Antik kentte Athena Tapınağı ve sur duvarları ötesinde görülecek bir şey yok. Bafa Gölü ve köyün yerel kültürünü görmek için geliyor insanlar. Onlar da bitmek üzere. Tiyatro ağaçlarla kaplı. Köy 1. derece sit alanı içinde, köylüye bir tuvalet yaptırılmıyor, evlenecek gençler için yatak odası yapmak yasak. Ağır cezalar veriliyor. Gençler köyü terk ediyor. Köy, 10-15 yıl içinde antik kent gibi olacak!

Köylü soruyor: Antik kent korunsun ama neden göl, insanlar, ekonomi, yerel kültür ve kuşlar korunmuyor. Eski evleri onarıp turizm yapmaları yasak. Köyle birlikte insanlar yok oluyor. Anlayacağınız durum hiç de iç açıcı görünmüyordu…..

Heraklia, sabah gün doğumu için göl kenarında indiğimde güneş henüz ışıklarını Bafa gölü üzerine bırakmaya başlamıştı. Bugün sabahtan organik ürünlerin içerdiği kahvaltı sonrası akşamdan da edindiğimiz bilgiler doğrultusunda Beşparmakların gölgesinde antik Heraklia’yı gezmeye başladık. Bugünkü adı Kapıkırı olan Heraklia yeni yerleşimle iç içe geçmiş durumda. Surların içine yerleşmiş yöre halkı ve kendilerini hiç eski bağlarından koparmamışlar. Yaşlıca bir kadın yanımıza yaklaşıyor “buraları anlatayım mı size” diyor. Herkese bunu yaptığı belli peşine takılıyoruz ve o günlerdeki gibi yaşatıyor bize Heraklia’yı.

Heraklia, M.Ö. 350'de Karya kralı Mausolos'un emriyle kurulmuş bir liman şehridir. Latmos körfezi'ne (bugünkü Bafa gölü) adını veren Latmos şehrindeki insanlar buraya zorla yerleştirilmiş. bu insanların en önemli geçim kaynağı kendi ocaklarından çıkardıkları mermeri Miletos ve Didyma'ya satmakmış. ancak büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonların körfezin ağzını kapatması nedeniyle Heraklia önemini yitirmiş. Heraklia'dan günümüze Latmos dağlarının gizemli güzelliği ile sarmaş dolaş olmuş ve oldukça iyi korunmuş kent parçaları ulaşır. Bunların içinde surlar en çarpıcı kalıntılardır. Bir liman kenti olarak kurulan Heraklia’yı korumak üzere inşa edilen surlar 6.5 km. uzunluğundadır. Bu surları desteklemek üzere 65 adet kule ve gözetleme kulesi yapılır. Kıyılardan yaklaşık 350m. yüksekliğe kadar uzanan kent surları, liman bölgesinde oldukça güçlendirilmiştir..

Bugün görebildiklerimiz bize antik çağın savunma sisteminin tüm öğelerini verir. Sur bedenleri, kuleler, kent yapıları, iç merdivenler gibi...

Beşparmak Dağlarının gölgesi tam anlamıyla sessizliğin diğer adı. Doğayla baş başa kalmak, kafa dinlemek için ideal bir coğrafya. Buradaki Pansiyon - Restoran gibi işletmeler sadece konaklama ve yemek hizmeti değil; gelen ziyaretçilere çevreyi tanıtıcı rehberlikleriyle de biliniyor. İsterseniz köy haklıda size rehberlik yapabiliyor.

Her yaştan insanın katılabileceği parkurların dışında bir hayli zorlu yürüyüşler de var. Mutlaka rahat bir ayakkabınız olmalı giderken. Çevre balıkçılarının yada yine restoranların düzenledikleri tekne turla mutlaka gölün diğer tarafına tur yapın, bembeyaz kumlarla kaplı plajında güneşlenin. Bu tur boyunca göldeki adaların çevresinde bol bol fotoğraf çekme şansınız olacak, fazladan film almayı unutmayın.

Bafa gölünü boydan boya geçen karayolunun iki yanında kurulan tezgahlarda kurutulmuş baharat, keçiboynuzu, kekik suyu ve bal gibi doğal ürünlerden sabunlara, kuruyemişe kadar uzanan çeşitlilik hakim. Satıcılara tanımadığınız ot ve baharatları sorduğunuzda doğaya ne kadar yabancılaştığınızın bir kez daha farkına varacaksınız şüphesiz; zira her biri bir aktar kadar bilgili ne sattıklarını anlatırken. Çam balı, polen favori listesinde. Adaçayı, kekik suyu devamında...

Tarihte Kayra uygarlığı hakim olmuş bu bölgede. Beşparmak’ın gölgesinin düştüğü Latmos, Heraklia, Myus, Labranda, Milettos, Didyama, Euromos ve İassos bu dağın kutsallığı konusunda hem fikirdi.Yıllarca Beşparmak Dağları onları kucağına almış ve bugünlerimize miras bırakmış gibi bir çoğunda sağlam eserler görebilmek mümkün olabiliyor. Patika yollardan oluşan yürüyüş yolları yapılmış ve yüksek tepelere doğru yol alırken Beşparmak Dağının doğal gölgesinden yararlanmak için açıyor kollarını bizlere. Ona yaklaştıkça çok eskilere ortaklık edeceğim hissi kaplamıştı bedenimi. Latmos’un zirvesinden Bafa’ya bakarken mitolojik bir kahraman gibi hissediyordum kendimi.

İnsanlığın en eski anılarını taşıyan kaya resimlerini barındıran Ay Tanrıçası Selene ile Çoban Endymion’un aşkına kucak açan Latmos Dağı. Denizden kopmuş bir göl ve bu coğrafyaya hayatın mucizevi renklerini armağan eden insanlar..Söke ovasından Bafa gölüne uzanan bereketli topraklarda geçmişin görkemine, insanların samimiyeti ve sadakatine tanık oluyordum. Çoban Endymion ve Ay Tanrıçası Selene’nin aşkı bu dağın ihtişamında yaşanmıştı. Efsaneye göre; “Latmos’un göğe en çok yaklaştığı beş zirvesi arasında doğan mite göre kavalından başka hiçbir şeyi olmayan çoban Endymion, nefesi ile hem dağdaki yalnızlığın ve bundan duyduğu mutluluğun hem de kentler de yaşayan insanlara içten içe özlemle bakışın nağmelerini üflerdi. Dağlar, çiçekler ve sularda yine onun kavalından çıkan sesle dile gelirdi. Selene’de Latmos’un hayvanları ve onun kavalının sesini duyan her canlı gibi ona hayranlık duyardı. Ancak sevgili ile her kavuşmasında, bir ölümlü olduğu için onun yaşlandığını görüp üzülürdü. Tanrıça Selene, Tanrı Zeus dan onun hiç yaşlanmamasını ve bu mağarada ölümsüz bir uykuya dalmasını dilemiş. Endymion, ayın ışıklar ile sarmaş dolaş sonsuz bir uykuya dalmış. Bu nedenle Ay’ın dünyada en sevdiği, en çok ışıklarını paylaştığı yerin Latmos olduğu ve ay ışında dağın doruklarının ağardığı söylenir”……

Gölyaka köyünün içinden yaklaşık 10km lik bir tırmanışla yaklaşık 400m lik bir rakımda Latmos dağında bulunan kayaların içindeki mağaralara ulaşabiliyorsunuz. Anadolu’nun en eski duvar resimleri olduğu düşünülen tarih öncesi kaya resimleri Mağara duvarlarına çizilmiş bir çok hayvan ve insan figürleri, el izleri görebilmek mümkün. Ulaşılabilen en yüksek noktadan göl, Heraklia, civardaki irili ufaklı göller ve diğer köyler belirgin bir şekilde görülebiliyor.

Sign up to comment. Sign in if you already did it.

Photo details

  • Uploaded on September 16, 2007
  • © All Rights Reserved
    by TANJU KORAY UCAR
    • Camera: SONY DSC-S650
    • Taken on 2007/08/31 19:30:32
    • Exposure: 0.003s (1/400)
    • Focal Length: 17.40mm
    • F/Stop: f/4.800
    • ISO Speed: ISO100
    • Exposure Bias: 0.00 EV
    • No flash

Groups