Panoramio is closing. Learn how to back up your data.
ahmet soyak
photos
on Google Maps
views
KENT KAŞİFİ - URBAN EXPLORER “Yarına dair sorumluluğum var, bu nedenle bu sayfada paylaşım yapıyorum” "Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye her zaman tercih ederim," Robert Capa .Fotoğraflarım sadece paylaşım maksadını taşımaktadır.Burası aynı zamanda benim yeryüzüne açık kişisel sergimdir. Toplumsal hafızaya ve ortak geçmişe katkı yapmak arzusundayım. Seyretmek Ücretsizdir. Fotoğraflar Belge niteliğinden olduğundan ayrıntılıdır.Fotoğraflarımın bütün hakları saklanmıştır.(Vicdanınıza saygı adına sadece kaynak göstererek kullanabilirsiniz) “Gerçeği söylüyorsam, amacım onu bilmeyenleri ikna etmek değil, bilenleri savunmak.” William Blake (1757-1827) (ahmetsoyak@gmail )(facebook.com/ahmetsoyak) (facebook.com/Ahmetsoyak.Ankara ) Selam ve Saygı ile...

ahmet soyak's conversations

Teşekkülerimi sunarım

Yukarıdaki metinde (İlk yorumda) tarih yanlışlıkla 2 Temmuz 1935 olarak yazılmıştır. Doğrusu 2 Ağustos 1935'tir düzeltir özür dilerim.

Seccade Sultan diye sunulan sahte mezarın 30 m. yanında Şeyh İzzettin diye birinin mezarı vardır. Bu mezar bir evin bahçesindedir. Gelen giden ziyaretçiler o ev sahibine bol para bırakır. Bunu gören bir uyanık da bahçesine bir mezar yaptırır ve adın "Seccade sultan" koyar. Akdeniz bölgemizden olan bu uyanık halkın ilgisinden çok memnundur ve paraya para demez. Duaya gelenlerin bıraktığı para ile memleketinde ev ve araba alır. Bu uyanık vefat edince oğlu bu darphaneyi çalıştırmayı sürdürür. Kentsel dönüşüm işi çıkınca buradaki evler yıkılır. Büyükşehir Belediyesi Şeyh İzzettin'in mezarına 2013 yılında eski görünümlü bir türbe yaptırır. " Seccade Sultan" a ise dokunmazlar. Ben öyküyü dinleyip Ankara Üzerine kurulmuş gruplarda paylaşınca apar topar buraya verdikleri "Seccade Sultan Sokağı " levhasını bile kaldırırlar. Ve 2016 Nisan ayı civarında ise sahte mezarı tümden kaldırırlar... Özetle hikayesi budur ve bu söylence orada yaşayanlardan derlenmiştir.(Bunu yapan şahıs için kimi Adanalı, Kimi Mersinli vb. dediği için ben Akdeniz Bölgeli diye yuvarladım. Adı üzerinde; rivayetleri topladım)

Ankara Üniversitesi Veteriner ve Ziraat Fakülteleri Dekanlık Binası önünde, bugünlerde Ankara Üniversitesi Kız Öğrenci Konukevi olarak kullanılan binanın askeri hastaneye bakan cephesindeki Atatürk Anıtı, hem Ankara'nın ve hem de Türkiye'nin anıt heykel türündeki önemli eserlerinden birisi olma özeliğini tüm ihtişamıyla sürdürmektedir. Önünden her geçişimizde bakmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bu güzel eser Ratip Aşir Acudoğu tarafından yapılmıştır.

Ratip Aşir Acudoğu, heykel sanatı­mızda yabancı sanatçılar tarafın­dan başlatılan anıt türündeki heykel geleneğini, Türk sanatçılarının ya­pıtlarına aktaran kuşağın öncülerin­dendir. Özellikle üç önemli anıt heykeli Ankara Veteriner-Zi­raat Fakültesi Dekanlıkları önündeki Atatürk heykeli, Erzincan'daki İnönü heykeli ve Menemen'deki Şehit Kubilay heykeli’dikkat çekicidir. Kendi kuşağının öteki sanatçıları gibi Acudoğu'da, Türki­ye'de 1930’lu yıllarda anıt heykelci­liğinde hem toplumsal, hem sanatsal açıdan yeni devlet bi­lincinin oluşmasına katkıda bulunmak amacını benimsemiştir. Bu nedenle Acudoğu, çevre ve tarih olgusunu sürekli göz önünde tutup, bu olgular ile heykelin çağ­daşlık boyutu arasında nesnel ilişki­ler kurmuş bir sanatçımızdır. http://www.veterinary.ankara.edu.tr/?mdl=haber&haber_id=348

18 Mayıs 2016 Çarşamba 15:57

Atatürk'ün tarihi köşkünü yıktılar Atatürk’ün Tarihi Marmara Köşkü yıkıldı. Mimarlar Odası, "Geleceğimiz tehdit altında” dedi.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Atatürk’ün konut olarak kullandığı, Cumhuriyet’in simge mekanlarından Atatürk Orman Çiftliği’ndeki (AOÇ) Marmara Köşkü’nün yıkıldığını bildirdi.

Düzenlediği basın toplantısında açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Üzgünüz, öfkeliyiz. Bu öfke sadece bizim değil bütün toplumun olmalı. Değerlerimizi kaybetmeye başladıkça geleceğimizi kaybedeceğiz, çocuklarımızın geleceği tehdit altında” dedi. Candan, sözlerine şöyle devam etti:

“Dün itibariyle Ahmet Soyak’ın çektiği fotoğraflar üzerine Kent İzleme Merkezimizin incelemeleri ile Marmara Köşkü’nün artık yerinde olmadığını üzülerek tespit ettik. Atatürk’ün bize emanet ettiği tescilli yapı olan Marmara Köşkü’nü yıkmışlar.”

Marmara Köşkü’nün Atatürk’e ait olmasının yanında en önemli simge özelliğinin AOÇ arazilerinin halka emanet edildiği mekan olduğuna dikkat çeken Candan, şunları söyledi:

“11 Haziran 1937 yılında Atatürk, Atatürk orman Çiftliğinin şartlı olarak halka emanetini Marmara Köşkünde imzalaşmıştı. Marmara Köşk’ü, küçük olmasına rağmen AOÇ arazilerinin en yüksek noktasında inşa edilmiş, tüm AOÇ alanlarına hakim bir noktada inşa edilmiş durumda. Bu mekanda yapılan şartlı bağışla başka bir simgesellik ortaya çıkıyor ve AOÇ hakimiyetinde olan bu mekanda, AOÇ’nin hakimiyeti halka emanet ediliyor. Marmara Köşkü bu özelliği ile tanık mekandır aynı zamanda."

KÜLTÜREL MİRASTI

Candan, Marmara Köşkü’nün korunması için verdikleri mücadeleyi şöyle anlattı:

“Marmara köşkü 1928 yılında Ernest Egli’nin Atatürk’ün AOÇ arazisi içinde tasarladığı ilk yapılardan birisi ve Cumhuriyetin modernite projesinin ilk örnekleminden olan Marmara Köşkü’nün Ocak ayından itibaren riskli yapı olarak ilan edip yıkılıp sonra yeniden yapılması gündeme gelmişti. ODTÜ’den bir profesörden de bu konuda rapor aldıklarını kamuoyunun gündemine taşımıştık. Sonrasında bu sürece dair koruma kurulunun verdiği kararı yargıya taşıdık. Ayakta duran bir yapının yıkılıp yeniden yapılmasının 660 sayılı ilke kararına aykırı olduğunu söyledik. Çünkü bir kültürel miras olarak tescillenmiş bir yapı eğer risk taşıyorsa bakım ve onarımının yapılması gerekir. 660 sayılı ilke kararına göre bunun onarımının yapılması gerekiyor diye Koruma kurulu kararına dava açmıştık ve yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. İtirazlarla birlikte ve şu anda yargı süreci devam ediyor.

CUMHURİYETLE HESAPLAŞMA

Hükümetin Cumhuriyetle hesaplaşması sürecinde tehdit altında olduğunu kamuoyuyla paylaşmıştık. Cumhuriyetin en simge mekanı olan AOÇ’de Atatürk’ün için tasarlanan modern bir çiftlik evinin varlığından rahatsızlık duyulduğunu ideoloji ve mekan kapsamında aslında bu mekanlar üzerinden yürütülen yok etme ve tahrip etme sürecinin Cumhuriyet rejimiyle bir hesaplaşma olduğunu da ifade etmiştik. Ne yazık ki şimdi Marmara Köşkü ortada yok. Akıllarımız ve vicdanlarımızın korkularımızla baş etmesini bilmesi gerekiyor. ” http://www.karsigazete.com.tr/gundem/ataturkun-tarihi-koskunu-yiktilar-h80267.html

Ankara Bediüzzaman camii bugün açılıyor BEDİÜZZAMAN31.07.2011 08:58 Said Nursi'nin talebesi Said Özdemir'in inşaatıyla bizzat ilgilendiği camii bu akşam ilk teravih namazında açılacak Risale Haber-Haber Merkezi

Ankara'da yıllarca Nur dersanesi olarak hizmet veren mekanın yerine Bediüzzaman Camii yapıldı. Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi Said Özdemir'in inşaatıyla bizzat ilgilendiği ve büyük gayret sarfettiği camii bu akşam ilk teravih namazında açılacak.

Said Özdemir ağabey camii açılışı için bir davet mektubu kaleme aldı. İşte o mektup ve caminin Kur'an, iman hizmetindeki önemi:

MÜHİM, MÜJDELİ BİR HABER VE DAVET

Yıllardan beri yapılmasına başlanmış olan Hz. Bediüzzaman Camii Şerifi bu Ramazan-ı Şerifin ilk teravih gecesi olan 31 Temmuz 2011 Pazar gününü Pazartesiye bağlayan gece ibadete açılacaktır.

Allah-u Teâla’nın lütfü ihsanıyla ilk teravih namazı kılınacaktır. Teravih namazını meşhur hafız Abdullah Tutar Hoca Efendi Hatm-i Şerifle kıldıracaktır.

Hanımlar içinde yer vardır. Her ne kadar cami bütünüyle ve tarihi arşiviyle tamamiyle bitmemiş ise de namaz kılma ve abdest alma yeri mevcuttur. Bütün mü’min kardeşlerimiz davetlidir.

Adres için açıklama: Yeni doğana giden cadde tarafında bentderesi caddesi üstü veya Altındağ Hıdırlık Tepe asvalt üstü camii şerifi..

Bu Caminin hizmetkârı M. Said ÖZDEMİR

CAMİNİN BULUNDUĞU YERİN TARİHİ GEÇMİŞİ

Bu mekan yıllarca Risale-i Nurların okunduğu ve Kur’ân hizmetinin yapıldığı ve binlerce nur talebelerinin buraya uğrayıp Kur’ân hakikatlerinden istifade ettikleri ve buradan defalarca hapislere gidildiği bir Medrese-i Nuriye idi.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan inkılab ile Risale-i Nurların okunması ve neşr edilmesi yasaklandı. Fakat nur talebeleri durmadılar hizmeti Kur’âniye’ye devam ettiler. Bu cami yerindeki medresede kalan nur talebeleri 1960’dan 1983’e kadar emniyet tarafından kontrol ve baskı altına alındı, 12-15 defa medrese basılarak topluca tevkif edilip, yıllarca hapislerde yattılar.

Bediüzzaman hazretlerine hayatta iken hizmet eden ağabeylerden; Tahiri Mutlu, Zübeyr Gündüzalp, Bayram Yüksel, Mustafa Sungur ağabeyler, Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından sonra burada yıllarca kaldılar ve burada kalan sair ağabey ve kardeşler ile beraber hapislere gittiler. Zübeyr Ağabeyin hususi odası vardı yıllarca orada kaldı. Bir zamanlar Ankara’da yegane dersane burasıydı ve Türkiye’nin muhtelif yerlerinden Ankara’ya gelenlerden bazıları birkaç gün bazıları birkaç ay burada kalırlardı.

Onlardan bazıları: Molla Hamid Ekinci, Sıddık Süleyman (Kervancı), İbrahim Hulusi Yahyagil, İbrahim Fakazlı, Hasan Atıf Egemen, Mehmed Çalışkan, Mustafa Acet, Mehmed Kayalar, Fethullah Gülen, Re’fet Kavukçu, Salih Özcan….vs

1960 senesinde Risale-i Nurlar yasaklanınca, Türkiye’nin her tarafında 1000’den fazla mahkemeler açıldı. Kimi mahkemeler beraatle, kimisi de mahkumiyetle neticelendir. 1964’de Türkiye’de 360 yerde mahkememiz vardı. Said Özdemir hakkında yirmi beş mahkeme açıldı sekiz-on sefer hapse girdi. Büyük Tarihçeden dolayı bir buçuk sene verdiler. Mustafa Sungur ve Tahsin Tola ile beraber yattılar.

O zamanki Nur Talebeleri 1960’tan 1983 tarihine kadar 23 sene hapis, tevkif, eza ve vazifeden atılma gibi sıkıntılar çektiler. Fakat Allah-u Teala’ya binlerce şükür ve hapisler ve vazifeden atılma gibi sıkıntılara rağmen en şiddetli zamanlarda dahi Nur Derslerine ve neşriyata devam edildi. Hak bilinen yoldan, müsbet iman ve Kur’ân hizmetinden vazgeçilmedi. Nihayet İnayet-i İlahiye tecelli etti. Risale-i Nurların bütün kitapları hakkında yargıtayca tasdik edilmiş 700 kadar beraat kararları İçişleri Bakanlığına götürüldü. O günkü İçişleri Bakanı dirayetli ve adil bir zat idi. Türk Hakiminin Türk Milleti adına verdiği kararların tatbikini istiyorduk. (Bir mahkeme beraat veriyor, başka yerde başka mahkeme aynı kitaba aynı maddeden tekrar mahkeme açıyordu. Böylece mahkeme senelerce sürüp gidiyordu. Bu usülsüz tatbikata son verilsin denildi.) kararlar tedkik edildi, kararların hukuka uygun ve müsbet olduğu kanaatine varıldı. Bütün Türkiye’deki Emniyet müdürlüklerine, "Bu kitaplar (Risale-i Nurlar) hakkında hiçbir adli tâkîbat yapılmayacaktır" diye ta’mim yazıldı.

Bediüzzaman Hazretlerini Ankara’ya iki def’a davet ettik, kendilerine Denizciler caddesinde Beyrut Palas Otelinde yer ayrıldı. Aynı zamanda caminin olduğu yerdeki evde Bedîüzzaman Hazretlerine iki oda tahsis ettik, Said Özdemir Üstad Hazretlerine dediki: "Üstadım siz burada otelde, kimsesi yok garipler gibi kalmayın bizim evin yanında sizin rahat edebileceğiniz bir yer hazırladık, sizi oraya götürelim."

Üstad cevaben: "Kardeşim ben hep otellerde kalmışım. Doktor Tahsin Beyin de Çankaya’da evi var benim evde kalsaydı diye belki gıpta olur. Hazırladığınız evdeki yorganı getiriniz. O yorganda yatayım. Sizin orada yatmış gibi olayım. Orası benim evim gibi olsun" dediler.

Hazırladığımız yorganı götürdük. Ankara’da kaldığı müddetçe o yorganda yattılar. Teberrüken bir hatıra olarak o yarganın yüzünü saklıyoruz.

Cenâb-ı Hak bizi o Üstada hakiki talebe eylesin. Kur’âna ve Risale-i Nura hakiki, sadık, halis, şakird eylesin. Âmin, âmin, âmin.. http://www.risalehaber.com/ankara-bediuzzaman-camii-bugun-aciliyor-114663h.htm

beautiful entrance

« Previous12345678...4950Next »

Tags

Friends

  • loading Loading…

 

ahmet soyak's groups