ismail soytekınoglu
355
photos
332
on Google Maps
views
boş ver

ismail soytekınoglu's conversations

GELDİ GEÇTİ

Yüreklerin çözülmüştü bağları Yıkılmıştı umutların dağları Tutamadık atılan o taşları Zaman işte geldi geçti.

Gerek yoktu yoklukları süzmeye Hayallerin sevdasını üzmeye Bilemedik gönül gözü görmeye İşte böyle geldi geçti.

Unutma ki sevdalındık yüzüne Bakmasan da bakar idik gözüne Kötü sözü gönderseydik özüne İşte böyle geldi geçti.

Ayrılığın yaraları sarılmaz Yarınların umutları kaşınmaz düşenlerin ellerİNden tutulmaz Ne çare kader işte geldi geçti.

Kime göre kötü günler Kimisine güzel günler Hasretlere çare yok ki Ne çare geldi geçti.

Hayat işte üç günlüktür Gönül yapmak büyük iştir Kırık kalpler ne gerektir Ayrı ayrı geldi geçti.

Sebep olma kötülüğe İyiliğin gelsin dile Yapacağın köprülere Gönüllerde gelsin geçsin.

Dallarımda son yaprağım Filiz idi son çiçeğim Yüreğime derin yara İşte böyle açtı gitti.

Yaşanmış hikayeler İsmail soytekinoğlu

K U R T U L U Ş

insan doğal olarak doğduğu ve bulunduğu doğal ve tabi şartlardan bilinçli yada bilinçsiz oluşturduklarının sonucunu yaşar.

insan yaşamı boyunca kendisine tanınmış yüksek özgürlükler içerisinde yaratabileceği her türlü opsiyonlarada sahiptir.

insan yaşamı boyunca yaşıyacağı olumlu yada olumsuzluklardanda sorumludur. kişi yaşamı içinde ne yaparsan onu bulursun ve yaptıklarından sorumludur sonuçlarını yaşaduğından öbürdünyayada temiz gidecektir.

insanlık kendisinden başka dostunun olmadığı evrende binlerce yıl fiziki yaşamından sonra kendi sanal kurtuluşunuda başaracaktır.

insan ölümü sanrası ruhunu kopyalayarak kontak halini ve yaşamaya devamı başaracaktır.

insan dünyanın başına gelebilecek doğal felaketler sonucu neslinin bitmesi yerine evrene yayılarak devamını sağlıyacaktır.

ayrıca ileri ön görülerimiz arasında insan evrende bir zerre olsada evrenin sırlarını çözebilecek hatta evrenin tüm sırlarını üstünde taşıyan merkez sır olabilirliğine inanıyoruz.

tüm bu hayallerimizi yaratabilecek özelliklere sahip olan insan daha ileride ağırlığı,zamanı çözerek evrendeki özgürlüğünüde genişletebilecektir. insanlık bu ön görülere göre organize olmaya başlamalıdır. binlerce yıl öncesinin iddialarının düştüğü bu günki durumuna bugünki iddeaların yarın düşmesi beklenmemelidir.

yarın uzayda yaşayabilecek insanlığın birliğinin kardeşliğinin önünde engel olan her şey yeniden ve acilen düzenlenerek formatlanmalıdır.

yeniden yorumlanabilecek dinler dahil her türlü kavramlar tanrının insana tanıdığı opsiyonel haklardır.

tanrının bu yanlız gezegende insanlığı yanlız başına bırakması insana yüklediği yüksek özellikleri kullanarak geliştirip kurtuluşu başarabileceklerinin işareti olmalıdır,

zaten insanlık tanrıya dualar yerine kutuluş mücadelelereini sürdürmelidirler bu sahipsiz gezegende insanın insandan başka dostu olmadığı için insanlık birlik kardeşlik içerisinde kurtuluşun yollarını aramalıdır,

bütün bu fikir ve ön görülerimizin altı bilimselliklerle sabit ve doludur.

ismail soytekinoğlu

B E Y O Ğ L U

evet medeniyetimizin modernleşmemizin kurulduğu örnek yerlerimizden beyoğlu helede istiklal caddesi,

yani çocukluğumda 70 li yılların başlarında oraya giderek içine düştüğüm sokaklarından çıkamadığım hatta geceleri sabahlara kadar yarı aç gezdiğim beyoğlu bana göre muhteşem yer ve dünya,

beyoğlu diyince aklıma hemen bir kaç mekan gelir başta çiçek pasajı, rejans rus restorantı, st.antuan katolik kilisesi, emek sineması, ve tabiki adına rumcada karşı saray manasına gelen osmanlı döneminde içine girildiğinde küçük avrupa denen pera palas, hey gidi günle hey,

bilinirmi bilmem ama 1917 rusyadaki bolşevik sosyalist devriminden sonra istanbula kaçarak gelen sığınan rusların beğenip yerleştikleri yerdir beyoğlu ki bunların çoğu soylulardan yani çarlığa krallığa yakın ailelerden oluşuyorlardı, bu rusların sayıları üç yıl içerisinde yüzbinleri geçmişti,

bu göçmen rusların çoğunluğunun beyoğluna yerleşmiş olmaları o zamanlar beyoğlunun bir devrinin kapanmış bir devrin başlaması gibi bir şey olmuştu,

bu kadar çok rusun yerleştiği beyoğlunda zaman içinde ekonomilerinin bozulmaya başlamasıyla birlikte zor günler yaşamaya başlayan bu göçmen rusların beyoğlunda çeşitli iş dallarında çalışmaya başlamalarıda aile dayanışmasınında yeni miladı olmuştu,

kızlarının sokaklarda çiçek satmaları hanımların çeşitli hizmet işlerinde çalışmaya başlamaları önemli örnek olmuştu beyoğlunda,

beyoğlunda aile bütcesine katkıda bulunmaya çalışan bu çiçekci rus kızları kendilerini rahatsız eden hatta taciz eden insanlardan korunmak için çekildikleri toplanarak topluca çiçek sattıkları çiçek pasajının adıda bu yüzden çiçek pasajına çıktığı bilinir,

ve daha sonra bu ruslar ''rejans rus restorantını'' beyoğlunda açarak türkiyenin en sayılı mekanlarından biri haline gelmişler bu restorana üst düzey müşterileri çekerek ününe ün katmışlar beyoğlunun,

(zaten 1955'te'ki 6-7 eylül beyoğlu yağma ve tahribatına kadar beyoğlunun yerli halkıda genellikle bizim rumlardan oluşuyordu buda tabi ayrı bir güzellik ve derinlikti bizim için ülkemiz için kuşkusuz,)

ayrıca modern türk mutfağınada katkıları olmuştu bu restorantın hem çeşitlilik hem sunum olarak yıllar içinde,

ayrıca beyoğlunun meşhur eğlence hayatıda yeni bir sürece girmişti rusların gelişiyle beyoğlunda pastahanelerde restoranlarda barlarda güzel rus kızlarının garsonluk barmenlik gibi işlerde çalışmaya başlamaları kızların garsonluk yapmalarının önünüde açmıştı ülkemizde,

bu göçmen soylular beyoğlunun sokaklarında güzellikleri kadarda doğru davranışlarıyla zerafetleriyle örnek olmuşlardı insanımıza o zamanlar,

dedikya rusyadayken zengin çarlığa yakın aillerden oluşuyordu çoğunluğu bu rusların, dolayısıylada kominist düzenin hedefi durumundan kaçan bu rus'lar ne yazıkki daha sonraki yıllar içerisinde çeşitli avrupa ülkelerine dağılan göç eden bu misafirlerimizden geriye kalanlar beyoğlunu derinden etkilemişler,

o yıllardaki nufusumuzu düşünürseniz yüzbinlerce rusun çoğu beyoğluna yerleşmiş olmaları ne demektir, o yüzden zaten beyoğlu güzellerin güzelliklerin eğlencenin sanatın merkezi olmuş o yıllardan sonra,

sırf rejans restorantla birlikte servis ve hizmet anlayışına yapılan katkıları saymakla bitmez, tamda yeni başlayacak cumhuriyetimiz için şanstı bunlar,

zamanında büyük öderimiz dahil önemli turist ve devlet adamlarına kadar uğrak ve randövü yeri olan bu nadide rus lokontası hala beyoğlunu şereflendirmekte oloması şans olmalıdır,

şimdilerde bile yerli yabancı milyonlarca ziyaretci çeken gururumuz beyoğlunun istiklal caddesinin sırlarını hikayelerini bilmeden çiçekcı kızların pasajının, rejans restoranın, st.antuan katolik kilisesinin,

pera palasın önlerinden öylesine geçip gitmek onlara ayıp olur gibi hep düşünmüşümdür,

yetmişli yılların ortalarıydı eski çalışanlarının yaşlı birinden dinlediğim ve hiç unutmadığım unutmak istemediğim rejans restoranın hikayelerinden biri beni hala çok duygulandırır yüreğimi sızlatır abartısız,

hikayeye göre atmışlı yıllarda sık sık restoranta gelerek köşedeki masada sadece çay içen gayet düzgün temiz ama eski püskü elbiseleriyle elindeki mendille arada gözlerini silen 70 li yaşlarda mavi gözlü sarışın bir nine varmış,

sorulduğunda kendisinin az ilerde oturan emine nine olduğunu söylüyor ve bu restorant'ta eskilerde anılarının olduğunu burayı çok sevdiğini o yüzden buraya geldiğini analtıyormuş görevlilere,

daha sonra takip ettirilen emine ninenin aslında sahipsiz bir bodrum katta yanlız yaşayan otellerin birinde geçmiş yaşına rağmen temizlikcilik yapan büyük rus imparatorluğunun(çarlığının)prenseslerinden irina ivanova olduğu öğrenilmiş ve bu olay restoranın anılarına yerleştirilmiş,

sırf bu yüzden prenses rus irina ivanova gibi ülkemizin kültürel, siyasal, sosyal, edebi, geçmişine katkıları olan her türlü insan, yada unsurlara cani gönülden şukranlarımızı sunmak isterim,

hem bu güzel mekanlar, nostaljik yaşanmışlıklari bizlere kazandırdık yaşattıkları içinde minnet borçlu olduğumuza inanırım.

ismail soytekinoğlu

yaşanmış hikayeler.

Ş A N S

insanın en büyük şansı dünyaya gelişi şanssızlığı da gidişidir, bu durumların tam tersleriyle aralarında hiç bir fark yoktur, bunları tartışmak ise deliliktir, yinede bunların birisi sizin muhtemelen doğrunuzdur,

eğer böyle ise doğrunuzu savunmak durumundasınız zira kararlarınızın arkasında olmaz iseniz kendinizden başarı bekleyemezsiniz,

bu durumda da kendiliğinden oluşan kurallarınıza göre taraf olma mecburiyeti doğmuş başka taraflarla tartışmanın içine girilmiştir,

aslında kendi kurgularınızı savunduğunuzu bir anlasanız nekadar zavallı ve çaresiz olduğunuzun farkına varacaksınız,

helede bütün bunlar cehaletinizizin ürünü olduğunu anlamış olsanız ozaman yeni çıkışlar yeni arayışlara başlarsınız belki,

en doğrusuda budur belki hiç olmasa her fikrin eskidiği gerçeğinin yararlanmaya başlar yeni keşif ve umutlara doğru heveslenir mutlu olursunuz,

hayır bu çıkışı olmayan tartışmanın sebebi siz diyilsiniz, siz daha şansın ne olduğunu bilmiyorsunuz ki şans hiç en büyük şansızlığın sebebi olabilir mi,

yada en büyük şansızlığın son bulması şanssızlık olabilirmi, yok bunlar doğru diyil kendi doğrularınızmı var yokmu neyi tartışıyorsunuz,

bir fikriniz varmı varsa neden sizi sanki ortam yönetiyor yada şartlar yönetiyot, oysa herkesin fikirleri bir kişiliği olmalı diyilmidir,

ama üzülmeyin neyseki kimse sizden farklı diyil malesef daha hiç bir şeyin ne olup ne olmadığı belli diyil, tüm tartışmalardaki fikirlerin doğruluğu kanıtlanamamış iddialardan ibarettir,

hiç kimse hiç kimseden ileride yada geride diyildir, buna en büyük din adamlarından tutunda en büyük flozof düşünürler ve teknoloji dahileri'de dahildir,

hangi şekilde düşünürseniz düşünün bütün anlatılanlar insanların bir bir lerine söyledikleri yalan avuntulardan başka bir şey diyildir,

düşünsenize insan hala hayatın dünya dışındakı yada ölüm sonrasındaki hiç bir şeyini çözememişken kendi kurguladıkları senaryoları tartışıyorlar yüz yıllardır,

bu tartışmaların sizin ölümünüzle birlikte bitip bitmeyeceği kararınızı iyi düşünün ve verin zira biz tartışmaya devam edeceğiz, sizde öbür dünyada dünyaya gitmekmiydi şans yoksa dönmekmiydiyi düşünür anlarsınız,

ne gelişinizde ne gidişinizde payınız olmayıp büyük bir yok olduğunuzu böylece belkide anlar böyle saçmalık olur mu dersiniz,

yada siz başka yorumlar başka fikirler üretir bizlere'de gerçek ışıklar tutarsınız çünkü bizler hala karanlıklardayız,

hiç bir şey yapamayıp hep aynı şeyleri yıllardır tartışıyorsanız siz gerçekten artık delisiniz bunun başka izahı olamaz,

ismail soytekinoğlu

A D A M

güneşli bir yaz günüydü, adam arabanın arka koltuğunda oturan çocuğa bu parkın yakınlarında bir ekmek fırını varmış nerede olduğunu biliyor musun diye sordu, çocuk yarım açık olan arabanın arka kapı camını çabucak açarak hafif dışarı uzanıp ağabey bende buralı deyilim ama siz şöyle sağ taraftan ileriye doğru gidin oralarda bir yerde olmalı diye cevap verir,

adam madem buralı değilsin ileride olduğunu nereden biliyorsun diye tekrarlar,

çocuk baksanıza daha yeni fırından çıkmış mis gibi ekmek kokuları o taraftan geliyor hem kuş sesleri'de o taraftan geliyor der, adam gözlerini kısarak biraz daha yakından baktığı çocuğun kör olduğunu görüp sessizliğe boğulur, durumu anlayan çocuk daha üç yıl önceydi bir trafik kazasında gözlerimi kayıp ettiğim öyle özledim ki sevdiklerimi görmeyi siz ne şanslısınız ki görüyorsunuz diye sızlanır,

adam çocuğa evlat artık görüp görmediğimden emin deyilim derken sağ taraftan ileriye doğru aslında çocuğa söyleyeceği boğazına düğüm düğüm olan bir sürü kelimeleri de yanına alıp usul usul gider,

gerçekten de ilerideki fırının saçak uçlarına toplanmış küçük çalı kuşlarının oradan nasıl birer parça ekmek kırıntısı kapabileceklerini konuştuklarını görür, adam fırından aldığı ekmeklerin bir kısmını hemen yandaki boş binanın merdivenlerine oturarak nerdeyse eliyle paylaştığı kuşların sevinç çığlıklarına şahit olur,

adam kendisiyle beraber getirdiği düğüm düğüm kelimeleri yüreğinde artık saklayamaz gözlerinden damla damla sel olup akar,

ismail soytekinoğlu

yaşanmış hikayeler.

Bu öykü ülkemizde dostluktan kardeşlikten birlik ve beraberlikten yana olanlara armağanım olsun,

GÖNÜL BİRLİĞİ:

Size bir arkadaşımla nasıl tanıştığımı kısaca anlatmak istiyorum Bizim alt katımızda oturan komşumuz işlerine daha yakın bir ev bulup oraya taşınmışlardı,

ikinci kat uzun zamandır boştu oraya kiraya gelecek insanları merak ediyordum zira bende arkadaşsızlıktan çok sıkılmıştım,

bir gün evde emine ile otururken merdivenlerden sesler gelmeye başladı bizde merak edip bir bakalım dedik, merdivenlere çıkıp baktığımızda ikinci kata eşyalar taşıyan güzel bir hanım gördük,

aşağı yanına indik yanında çok cici'de bir kızı vardı bizim emine yaşlarında yanlarında biraz ayak sürütüp kardeş kolay gelsin hoş gelmişsiniz galiba buraya taşınıyorsunuz hayırlı olsun bende bu evde sizin üst katınızda kiracı'yım dedim,

size yardım edebilirmiyim diye sordum, dönerek Allah razi olsun teşekkür ederim düşünmeniz bile yeter zaten son koltuk kaldı derken koltuğun bir tarafın'tan tumuş içeriye kadar götürmüştük o arada,

benim emine ile onun kızı salonda oynamaya başlamışlardı bile hemen bir taraftan evde eşyaları düzeltiyorduk eşi de aşağıda eşyaları getiren arabacının yanındaydı,

benim kizın yanına giderek ne kadar güzel kızınız var Allah bağışlasın derken emine nin yanağını okşadı ve senin adın ne canım diye sordu,

bizim emine de ona ben emineyim diye cevap verdi oda hemen arkasından teşekkür ederim kızım bende sıvasın su şehrinden buraları bilmeyen tanışları olmayan burada bir iş gereği biçare gurbete gelen Zehra teyzenim diyip emine yi öptü,

Baktım ki kaderlerimiz benziyor ve lehçe si çok düzgündü belikli gün görmüş bir ailenin kızıydı,

çok sevinmiştim aynı yaşta çok güzel ve de samimi bir arkadaş'im olacaktı belki, ayrıca oda beni sevmiş olmalı idi ki bana çok sıcak ve sempatik davranıyordu,

evde işlerimde vardı epey zamandan sonra şimdilik gitmem gerektiğini kendisine söyledim bana çok teşekkür ederek kardeş burası senin de evin sayılır artık istediğin zaman gel ayrıca memnun oldum sizi de çok sevdim dedi,

ve ben onun tavırlarından çok etkilenmiş ayrıca sevinmiştim benim saçım kapalı onun saçı açıktı ne far ederdi çünkü bana çok sıcak davranmasının yanında Allahın adını da sık ça kullanıyordu ve inançlıydı,

eve çıkmış işlerimi yapıyordum kapı çalındı kapıyı açtığımda bizim birinci katta oturan Nuriye abla idi içeri girdi bana teleşlı şekilde aman kızım o ikinci kata taşınan gelinle sakın arkadaş olma konuşma evinede alma yoksa günaha girersin dedi,

bende hayrola abla neden dedim, bana onlar alevi imiş söyledi onları getiren arabacıyla kapıda konuşmuş arabacı söylemiş, İyi insana benziyorlar ama neye yarar öylelermiş diyip acele gitti,

Kafam çok karışmıştı çok üzülmüş vede şaşırmıştım sevinçlerim üzüntüye dönüşmüştü oturmuş düşünüyordum,

aradan beş on dakika geçmişti kızımla biraz aşağı inip bahçede hava alıp biraz rahatlamak istemiştim,

merdivenlerden inerken evlerinden alçak sesle Veysel'in dost dost türküsünün sesi geliyordu, ben Veyseli'de türkülerini'de çok severim, bu sefer hepten bunaldım bahçeye inmeden eve geri döndük,

aradan üç dört saat geçmişti akşam olmak üzereydi Nuriye ablanın dediklerini bir türlü kabül edemiyordum,

tekrar kapı çalındı emine ile kapıyı araladık'ki onlardı kızı zeyneple birlikte,

ve bana ayşe kardeş bu gün sizi yordum iyide tanışamadık müsait iseniz biraz oturup tanışıp gideceğim dedi,

yüzünden tebessüm hiç eksik olmuyordu ve ben Nuriye ablanın dediklerine dikkat etmeliydim,

o şaşkınlık içinde ona hata yapmadan doğruları söylemeliydim onlar kapının açılmasını beklerken kendilerine kardeş kusura bakmayın ben sizi evime alamam arkadaşta olamam çünkü siz aleviymişsiniz dedim,

ve bana hepimiz kardeşiz sizin caniniz sağ olsun sizi üzdüysem beni bağışlayın derken gülümseyen yüzünün sararip gözlerinin kızardigini gördüm ve kapıyı kapadım,

Hayatımda bu kadar kötü olmamıştım fenalık geçirecekmiş gibi oluyordum, o gece sabaha kadar uyuyamadım gizli gizli hep ağladım eşime anlatsaydım kızacağını biliyordum,

kendi kendime ağlayarak tanrım burada bir yanlış olmalı bu yanlışı bana göster diyerek dualar ediyordum,

ayrıca ben onun yüzüne birdaha nasıl bakarım aynı evde aynı merdivenleri kullanacağız kendimden utanıyordum bu hareketimi asla hoş görüp af etmez diye düşünüyordum,

sabaha kadar düşünüp ondan özür dilemeye karar vermiştim ama nasıl Sabah olmuş eşim işine gitmişti bende evde o yoğun duygularımla odanın perdeleri arasından aşağı bahçeye doğru bakıyordum ki onlar aşağıda bahçede idiler,

ben onları seyrederken onlarında bizim pencereye arada baktıklarını fark ettim bende ne olursa olsun diyerek perdeleri düzeltir gibi yapmaya başladım,

beni hemen görüp aşağıdan bana ayşe hanım diye tedirgin bir ses tonuyla seslendi, ben şaşırmıştım heyecanla efendim dedim zaten ben ondan bin kere özür dilemeye razıydım,

aşağıdan bana utanırcasına ayşe hanım bu apartmanda bana kimse hoş geldiniz sizden başka kimse demedi konuşanda yok benim buralarda kimsemde yok hiç olmazsa işiniz olmadığı zamanlarda bahçeye inin konuşalım diy söyledi,

Ben üçüncü kattan renginin soluk olduğunu görebiliyordum, Ben sevincimden ne yapacağımı şaşırmış hiçbir şey söyleyemeden hemen bahçeye yanına inmiştim,

peşimden bizim emine de geldi ilk fark ettiğim uykusuzluk yada ağlamaktan olmalıydı gözleri kızarık yüzü solgundu,

ve ben artık dayanamadım ona sarıldım orada biz hiç konuşmadan uzun süre ağladık ve yine ağladık,

hayatımda bukadar içten hiç ağlamamış olmalıydım bir taraf tan benim emine öbür tarafta onun Zeynep'i bize bakıp onlarda ağlıyorlardı,

Vel hasıl biz işte orada tanıştık hiç konuşmadan ve yıllar akıp gitti seneler birbirini kovaladılar,

onunla biz kan kardeş olduk zaten biz manav onlarda yörük'tüler benim bir kızım daha oldu onunsa bir oğlu banim küçük kızım yani Fatma'yı onun oğlu veliye verdim,

onun velisi bezim oğlumuz bizim fatma onların kızı olmuştu artık aynı mahallede yan yana birer evimiz oldu neredeyse mutfaklarımız bile birdi,

benim eşim hasanla onun beyi Hüseyin kardeş gibiydiler beraber ağlayıp beraber gülüyorlardı,

işte biz o gün bu gündür yüz yıllardır mutlu bir aileyiz çocuklarımızda mutlu yaşadı torunlarımızda,

birlikte yaşadık birlikte öldük birlikte ağladık birlikte güldük aile içi ufak tefek problem ler'in dışında hiç büyük sorun yaşamadık,

sizleri ayşe ve Zehra analarınız olarak birliğin dostluğun kardeşliğin hoş görünün güzelliklerine davet ediyoruz.

yaşanmış hikayeler

İSMAİL SOYTEKİNOĞLU

Bu öyküdeki hikaye hala yüreğinde’ki umutlarını bekletenlere armağanım olsun.

H İ K A Y E

Gülüm varmısın bu gün dertleşelim biraz anlatacak çok şey var yine, çok değistiğimi çok hayaller kuduğumu inadım inat umutlarımı anlatmak istiyorum,

doğrusu bu mesajlarım sana ulaşip ulaşmadığını’da bilmiyorum ama ulaşıyormuş gibi hayal ediyorum,

aslını ararsan Bu hayallerimlede başım belada sen gideli bir sözlerini tutamadılar,

hayallerimin kendileride çok umutluydular yıllardır kendi hayallerinden ama olmayınca olmuyor işte,

hep böyle olunca'da hem kendimi hem bana karşı mahcup olan umut ve hayallerimi kurtarmak için umutla gecelere yönelmeye karar verdim kendi kendime,

hayallerimden fayda yok bari rüyalarımda görüşürüz bari, Bu sefer rüyalarımın hayalleri hayallerimi umutlandırmaya başladılar,

gerçektende geçen gece uzaktan hayal meyal birisini gördüm sana benziyordu bana baktı ama oralı olmadı,

yanına doğru yürüdüm döndü bana boşuna yürüme seni tanımıyorum dedi, Kendi kendime yıllar olmuş beni nasıl tanısın dedim,

zaten o sen diyildinki ben öylesine yine hayal kuruyordum rüyamda, o ara kurbetin kırık ranzasından bir fırlamışım terler içinde, bozuk ranzamın kıcırtısından uyanan karşı ranzada yatan arkadaş ne oldu kabusmu gördün dedi,

bende ne kabusu yıllar önce tanıdığım birisine benzeyen birisini gördüm ruyamda o yüzden biraz heyecanlanmışım dedim,

senden sonra dertlerimi dinleyecek kimsemde kalmamıştı, zaten senden başka kimseyede anlatmak istemiyordum dost var düşman var diye,

gülüm tamam ama gurbet seni götürdükten sonra şidetini öyle artırdıki hiç sorma dertlerini anlatacak kimsede yok, seni'de ara allah ara nerde bizde o şans,

artik kendi kendime konuşuyordum birini görüncede susuyordum, uzatmiyalım seninde kafanı şişiriyorum boşu boşuna,

nekadar değistiğimi anla işte rüyalarım’da uzun zaman beni oyaladılar bu şekilde o beni tanımadığın gece son oldu rüyalarımda hayallerim gibi beni hayal kırıklığına uğrattılar,

hani o hep seni görmeyi hayal ediyorum’ya belki unuturum diye bundan sonra içkiye başlayacagıma karar verdim kendikendime,

hemen o gün iş’ten sonra koğuşuma diyil ileride bizim yolun üstündeki büfe’den içki almaya gittim bilirsin içki içmem hafif olur diye şarap alayım dedim,

şarap almaya giderken baktımki bir parkta oturuyorum uzaklaşmışım, sonradan fark ettim, geri döndüp gittim koğuşumda kırık ranzama uzandım arkadaşlarda yok uyumaya çalışıyordum,

hayallerim yine çiçekli tepeleri gezdiğimiz yerleri çaldığımız kirazları kısacası anılarımızı tepeme çullandırmışlardı,

Gülüm hani seni unutmaya faydasi olur diye şarap içecektimya gelirken almayı yine unutmuşum, velhasıl durumlarda değişti bende değiştim gülüm,

bazen Soruyorum hayallerime umutlarıma o günlerin çaresi varmı yok diyorlar bu sefer hayallerim kendilerinide benide üzüyorlar ondan sonra us pus kırık ranzamıza hep bereber geri dönüyoruz,

doğrusu anılarımız herşeyi karıştırıyorlar hayallerimi'de umutlarımıda onlar kışkırtıyorlar,

hayallerimde umutlarımda çıkmayan candan umut kesilmez umuduyla inanıyorlar,

bu sfer tekrar benide kendilerinide umutlandırıyorlar şeyten diyorki at kendini bir yarden aşağıya kendinide kurtar hayallerinide çiçekli tepeleride çaldığımız kirazlarda anıların olsun fakat olmuyor işte ne dersen de,

şimdi bana hayallerim iki çiçekli tepeler desin içtiğimiz bir fincan kahveyi hatırlatsınlar hemen umutlarım sevinirler sevinmeyin'de diyemiyorum çünki tek avuntumuz onlar,

değişmesine değiştim elimde diyil gülüm ama bu hayallerimde olmasa seni unuturum diye çok korkuyorum,

biliyorum zaman her şeyin ilacıdır anlıyorum'da seninle birdaha kiraz çalamiyacak’sak bu nasil bir ilaçtır gülüm,

düşünsene şarkılarımızı güllü şarkısında seni beklerken kendimi yağmurun altında unutmuşum saatlerce derdi’de anlamazdık şimdi anlıyorum keşke yağmur olsa hiç olmazsa umut olurdu,

gülüm belkide bu anlattıklarım sana hikaye geliyor ama bu hikayelerde olmasa ben kiminle konuşurum,

bazen kendi kendime bir hikaye yazayım diyorum ayrılık, gurbet, hasret, birde yanlızlık üstüne sonrada sen kim hikaye kim konuşacak kimsen yok kim okuyacak diye düşünüp vaz geçiyorum,

aslında ne güzel olurdu kağıt üstünden’de olsa biri dertlerinizi dinliyor olması ah ah benimkisi hayal işte,

gülüm sana söylemeye unuttum geçenlerde çocukları aradım biraz iznim var uzun zamandır gelemedim özledim görüşürüz belki diye, çok yoğun olduklarını hiç zamanlarının olmadığını söylediler inşallah seneye görüşürüz dediler,

şans işte fazlada konuşamadık aceleleri vardı arkadaşları onları bekliyorlarmış, beni çok özlediklerini söylediler üzüldüm nasip dedim, bende umutluydum görüşürüz bu sene diye ne olur ne olmaz ölümlü dünya işte,

bunları düşündükce sol yanım uyuşuyor yüreğim öyle ağırıyorki gülüm nsıl anlatsam bilmem öyle işte boş ver,

bazen ne yapsamda olmuyor böyle işte herşey ve ben çok değistik, Düşünüyorumda çekilmeyecek dert yoktur bağrına taş basmayı bileceksin derler,

ama nasil gelde duygularını sindir sindire bilirsen derken tamda o sırada allah bir kapı açacak’ya aklima çok sevindirici bir şey geldi, umutlarımda zaten bitmek üzereydi nasıl sevindim,

hani derlerya insan sevdiklerine öbür dünyada kavuşacak diye nasıl umutlarım birden yeşerdi nasılda sevinmaye başladım, boş hayaller diyil gerçek hayallerim olacaktı artık,

düşünsene gülüm orada yüzde yüz buluşacağız, şimdi umutlarım neşe içinde yıllardır ilk defa bende neşeliyim,

ömür dediğin neki bu gün varız yarın yokuz öyle diyilmi gülüm ne yapalım bu dünyada olmadi işte zor oyunu bozdu ne kaldıki şunun şurasında,

arkadaşlar geçenlerde neşelisin ne oldu sevdiğin biriylemi görüştün sordular yok ama görüşeceğiz dedim,

ne zaman sordular nasip olursa öbür dünyada dedim, sen kafayı yedin dediler ne fark ederki dedim, kimsen varmı haber verelimmi dediler vardı ama bulamıyorum çocuklar’da seneye dediler dedim,

biz götürelimmi sordular nereyeki dedim, gurbetin kırık ranzalarında fazla yaşamazsın dediler daha iyi’ya hayallerim gerçekleşir dedim,

işte böyle gülüm hayat işte, bu hayallerle umutlarimda artık isyan etmiyor yoksa öbür boş hayallerle halimiz yamandı,

evet gülüm yine gecenin üçü kırık ranzam sen ve ben üçümüzde sesizce çığlık çığlığa,

ha gülüm unutma belki bu dünyada birdaha görüşemeyiz buradan borçlu gitmeyelim hakkını helalet kendine iyi bak görüşene kadar sabret umutlarını azcıkdaha beklet gülüm.

S O N

İSMAİL SOYTEKİNOĞLU

yaşanmış hikayeler

ismail soytekınoglu, спасибо за информацию

LENİNGRAD(blokada)

Leningrad kuşatması yani blokada, bu fotoğrafta gördüğümüz kızlar manastırı olan kilisenin bekcisi o günleri yaşamış valentina nineden'de dinleyip unutamadığım hikayelerden biridir,

ve hikayeyi kitaplar tarih film ve belgesellerden bilmeyen azdır, leningrad hitler alman orularının 36 ay kuşatması altında kalarak dünyanın en büyük trajedisine sahne olmuştur,

bu 36 ay süre içinde bir milyon insanın yanlız şehir merkezinde açlıktan hastalıklardan yada bombardmanlardan öldüğü gerçeği tüm doğruluğuyla kayıtlıdır,

bir milyonda insanda şehrin etrafında sivil ve asker öldüğü bilinmektedir, üç yıla yakın bu soğuk kuzey şehrinde devlet halka kişi başına 24 saat için 175 gram siyah ekmek ancak verebilmiştir, elektrik yok, su yok, odun kömür yok, şehirden çıkmak yok, tarım yok, ve bu halk şehri kuşatan dünyanın en güçlü alman ordularına karşı direniyor ve teslim olmuyor,

bana göre dünyanın en büyük halk direnişlerinden ve destanlarından olan bu direniş ayni zamanda da en büyük kahramanlık örneklerindendir,

halk açlığa yenilip teslim olmamak için önce hayvanlarını bitirdi leningrat'ta sonra kedi ve köpeklerini, daha sonra yene bilecek her şeylerini,

ukraynalı rus yazar gogolun ünlü eseri ölü canlarda yazdığı gibi ölüler şehrin her yerinde yatıyorlardı,

elinde kara lahanasiyla yol kenarında donmuş genç analarmı dersiniz yoksa gönüllü sokaklardan ceset toplayan özbek elnaranın el arabasımı dersiniz herşey vardı leningrat'ta,

gugulun söylediği gibi halk yine laduga gölüne atlarını sürmüştü bu şehirde ölümüne düşmana teslim olmamak için ve buna ne demeliydi, 1941-1944 arası yaşanan bu dehşet dolu günlerde yaşananları ve her üç kişiden iki sinin öldüğünü düşünün,

leningrad'da kuşatmanın ilk yıllarından itibaren 12 yaşındaki tanya seviçevanın tuttuğu hala capcanlı duran yürek perçalayan notlarından bazılarını aynen aktarmak istiyorum,

(zeyna 28 aralık 1941 de saat 12 30 da öldü, büyük annem 25 ocak 1942 de saat 3te öldü, liyoka amcam 17 mart 1942 de saat 5de öldü, vasya amcam 13 nisan 1942de saat 2de öldü, loşa amcam 10 mayıs 1942de saat 4de öldü,annem 13 mayıs 1942de saat 7 30da öldü, seviçevalar öldüler herkez öldü ben hala ölmedim diye yazmıştı küçük tanya,),

ama kendiside savaşın son yılında 1944'te açliktan ölmüştür malesef, tolstoylarin katerinalarin puşkinlerin petroların dastayevskilerin çaykovskilerin gorkilerin daha birçok dunyaya yön vermiş insanları yetiştirmiş bu büyük ve kutsal şehri ikinci dünya harbinde yıkmak isteyen hitler ve orduları gerçekten'de tanrının gazabına uğramiş savaşla birlikte kendileride yok olmuştur,

bugünki adiyla st.petersburg olan leningrad bu tarihiyle müzeleriyle tyatrolariyla bale sirk gibi çeşitli sanat etkinlikleriyle bu gün hala avrupanin en güzel şehir ve kültür merkezlerindendir,

her yıl yaz kış milyonlarca turisti kendisine çekmeyi başaran bu aziz şehiri oluşturan binaların neredeyse tamamı dünya kültür mirasları listesinin başlarında gelmektedir.

İSMAİL SOYTEKİNOĞLU

yaşanmış hikayeler.

B E L G R A T

belgrad demir blok döneminde mısır tarlalarında gördüğüm onlarca imece kızların ülkesi yugoslavya ve şehir.

belgrad yanı sırpcada beyaz şehir yada belki bole gorad acı şehir dene bilir,

yugoslavya ise yugo sılavya yani güney sılavya gibi çevrilebilir. bu tunanın önemli incilerinden bu şehir vede ülke dünyanın en büyük savaşlarının bir çoğuna sebep olmuştur.

genelliklede kardeş kavgaları şeklinde başlayan kavgaların en son örneği iki kardeş çocukları olan sırpların boşnaklara yaptığı akılalmaz işkenceler soykırımdan kötü katliamlardır.

bu güzel yüzlü insanlarin yanlış saplantıları belkide aralarına giren ayrı ayrı kardeşliği bozan inanışların yumuşatılarak trapiler şeklinde mutlak kendilerine izah edilmelidir.

zira kardeşliğin merkezinde fikirler diyil insanlık olmalıdır kardeşlik olmalıdır bize göre.

İSMAİL SOYTEKİNOĞLU

« Previous12345678Next »

Tags

Friends

  • loading Loading…

 

ismail soytekınoglu's groups